Türkiye İş Bankası’nın Atatürk reklamında Türkçe hatası


Türkiye İş Bankası’nın Atatürk ile ilgili reklamı beğeni topladı. Ama bir hata çıktı.

Türkiye İş Bankası’nın Atatürk ile ilgili reklamı büyük bir beğeni toplamıştı. Ancak reklamdaki Türkçe hatası dikkatleri çekti.

Sabah Gazetesi yazarı Yüksel Aytuğ, reklamadaki Türkçe hatasını köşesine taşıdı:

“…Reklamda Ata’nın ağzından “Ne eline batan diken ne de söylenenler umurunda olmayacak” cümlesini işitiyoruz.

Dilbilgisi kuralına göre içinde “Ne, ne de” geçen cümleler, olumsuz fiil ile bitemez. Doğrusu, “Ne eline batan diken, ne de söylenenler umurunda olacak” şeklinde olmalıydı.

Aynı zamanda bir dil devrimcisi olan, her konuşmasında Türkçe’yi mükemmel kullanan Atatürk’ü konuştururken, azami özen göstermek gerekirdi.”

~ yazan: ivideo Kasım 13, 2007.

3 Yanıt to “Türkiye İş Bankası’nın Atatürk reklamında Türkçe hatası”

  1. İşte yetmiş yıldır o reklam filmindeki çocuk gibi davrandınız hepiniz…

    Aaa, senin eline de diken batar mıydı Atam? Aaa, senin parmağın da kanar mıydı Atam?

    Aaa, sen de üşür müydün Atam? Sen de yorulur, sen de acıkır mıydın Atam?

    Sen de âşık olur, sen de rakı içer miydin Atam?

    Sen de sever, kızar, kavga eder, üzülür müydün Atam?

    Laf aramızda, şu “m”yi birleşik mi yazacağız yoksa kesme işaretiyle mi Atam?

    Sen de evlenir, boşanır mıydın Atam? Senin de bir kızkardeşin, üvey baban, üvey kardeşlerin olabilir miydi Atam?

    Çok sigara ve kahve içmekten kalp krizi geçirebilir, çok içki içmekten siroz olup ölebilir miydin Atam?

    Yoksa sen, bize öğretildiği gibi bir uzaylı değil, bizim gibi etten kemikten bir insan mıydın Atam?

    Olmamalıydın, çünkü baksana, tam 126 yaşındaymışsın!… Öyle diyorlar.

    Pardon, seni reklam filminde “kullanmak” da suç değil miydi Atam?

    Seni bize Tanrı gibi öğrettiler Atam.

    Ben, yedi yaşımda, bir 10 Kasım sabahı güldüğüm için ihtar cezası almıştım Atam, ilkokulda… Nedenini hiç anlayamamıştım.

    Koşup oynamak da yasaktı, okulun bahçesinde üzgün üzgün dolaşmakla yükümlüydük Atam. Durup durup bir ağlama tutturursak öğretmenin gözüne girecektik üstelik.

    Senin ölüm yıldönümlerinde sinema da kapalıydı, tiyatro da, içki satışı da yasaktı Atam.

    Öte yandan da asla ölmediğini, hep bizimle olduğunu söylüyorlardı Atam.

    Yakın zamana kadar, tıpkı Hazret-i Muhammed gibi, sahnede ya da perdede seni “canlandırmak”, oynamak da yasaktı Atam.

    Seni bizlere nasıl yanlış tanıttıklarının, birçok genci senden uzaklaştırdıklarının, soğuttuklarının acaba farkında mıydılar? Bunu kötülükten mi yapıyorlardı, ahmaklıktan mı Atam?

    Şimdi de, senin ölümünden elli yıl sonra doğanlar seni “özlemişler” Atam.

    Ben seni özlemedim, fakat araştırıp öğrenince, tanıyınca çok sevdim Atam.

    Başardıkların ve başaramadıkların, zaafların, yanlışların, çevreni çepeçevre sarıp sarmalamış birsürü namussuzun ortasında kalmış muhteşem yalnızlığınla çok sevdim Atam.

    Ben de o reklam filmindeki çocuğa söylediğin gibi, kimin ne diyeceğine aldırmadan doğru bildiğimi anlatmaya çalışıyorum Atam. Huyum kurusun, ara sıra aldırmak zorunda kalıyorum, beni bağışla Atam. Senin gibi bozkırda değil, bataklıkta gül yetiştirmeye çalışıyorum Atam. Ortalık da mis gibi değil, leş gibi kokuyor. Sen hainler, gericiler, yobazlarla uğraştın, ben de cahiller, aptallar, yeteneksizler, yalancılar, hokkabazlarla uğraşıyorum Atam.

    10 Kasım sabahları Dolmabahçe Sarayı’na koşup koltuk altı koklar gibi “hava koklayanlar” bunları anlayamazlar Atam.

    Aah ah, cumhuriyeti emanet edecek başka çemiş bulamadın mı Atam?

    Engin Ardıç / Akşam

  2. Sıktınız ama ha

    Şu reklam filmi var ya, “Atatürklü”, hayatımızda fırtınalar kopardı. Televizyon eleştirmenleri anlata anlata bitiremiyorlar, birtakım Internet siteleri hababam yayınlıyorlar, halkımız gözyaşlarını tutamıyor, birtakım “kalpaksız kuvvacıların” da neredeyse belleri gelmek üzere…

    Çarşaf çarşaf yazıldı çizildi, magazinciler üzerine sazan gibi atladılar, “making of”u yapıldı: Haluk Bilginer’nin makiyajı kaç saat sürmüş, baklavalı kazak acaba gene moda olur muymuş, gülleri hangi çiçekçiden almışlar, hani o soru soran çocuk nerede okuyormuş, karnesinde kaç kırık getirmiş, niçin kız değil de erkekmiş, cart curt… Say ki Oscar adayı mübarek!

    Filmde Türkçe yanlışı varmış, koskoca Atatürk böyle şey yapar mıymış? Neyse, çok şükür sonradan düzeltilmiş, “ne falan ne de filan umurunda olmayacak” diyormuş da, şimdi “olacak” yapmışlar, memleket kurtulmuş.

    Hani utanmasalar Bilginer’i çıkarıp “büyük kurtarıcıyı nasıl yorumladığından” başlatıp bize Atatürk ilke ve devrimlerini bile anlattıracaklar. Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu da ilk ve orta dereceli okullarda yardımcı ders olarak gösterilmesi için tavsiyede bulunacak.

    Turgut Özakman da belki resimli romanını yazar: Şu çılgın bankacılar!

    Belki dedikodu kitabı bile yayınlanır: Kurulduk ey halkım, unutma bizi, mevduatını da getir… Kredi lazım mıydı çocuk?

    Hatta şimdi ben bunları yazdım diye beni cumhuriyet düşmanı olmakla suçlayacak budala bile çıkacaktır, Aydın Doğan’ın askerleri arasından…

    Hemşerim… Adı üstünde, bu bir reklam filmidir, reklam!

    Bir belgesel falan değildir yani, hani o kötü TRT yapımları gibi…

    Reklamı yapılan, İş Bankası’dır.

    Verilen “mesaj” da, işte “Atatürk’ün gösterdiği yolda yürüyoruz” gibilerden sıradan bir ucuzluktur.

    Reklamcılar bileceklerdir, ürünü tanıtmayan bu tür “prestij” reklamları pek de makbul sayılmazlar. Hiçbir tasarruf sahibini bir İş Bankası şubesinin kapısından girmeye yöneltmeyeceğinden, sokağa atılan paradır!

    Reklam yazarlığı yaptığım gençlik yıllarımda bu tür ilanlar isteyen müşteri, işi bizden daha iyi bildiğinden(!) ya da düpedüz hıyar olduğundan, başlığını da genellikle kendisi yazıp getirirdi: Gurur duyuyoruz! Biz de kendisine derdik ki, beyefendi, sizin gurur ya da utanç duymanız hiçkimseyi ilgilendirmez!

    Öyle soyut lafları eveleyip geveleyeceklerine, çocuğa “Atam, sen de bizim gibi bankaya para yatırır mısın” diye sordursalardı, daha iyi ederlerdi.

    Atatürk de “o bankayı ben kurdum çocuk, yüzde bilmemkaç kurucu hissesi benimdir, miras olarak da CHP’ye bırakacağım” derdi herhalde…

    Bunun ötesinde, bu kadar tantanası edilecek bir konu yoktur ortada. Zamanlaması iyi yapılmış, tam da 10 Kasım’a denk düşürülmüş bir reklam filmi, hepsi bu. Başka da bir şey değil.

    Fakat sormak isterim: Atatürk’ü bir reklam filminde “kullanmak” suç değil midir? Her ne kadar, reklamı yapılan bir devlet dairesi olsa bile…

    Peki ben şimdi bir kitap yayınlasam, masraf edip bir de reklam filmi çektirsem… Atatürk’ü de eski dostum Rutkay Aziz’e oynatsam… Gerçi kendisi Turgut Özakman’ın “Atatürk’ü oynayacak oyuncunun içkisi, sigarası, gece hayatı olmamalı” kuralına pek uymaz ama…

    Atatürk çıksa dese ki: Efendiler! Birçok eser şüphesiz unutulup gidecektir, fakat Engin Bey oğlumun bu kitabı ilelebet payidar kalacaktır! Almak için muhtaç olduğunuz para, cüzdanızda mevcuttur. Ben yazarın zeki, çevik ve küfürbazını severim. Binaenaleyh, okuyucular, ilk hedefiniz kitapçılardır, ileri!

    Başım belaya girer mi? Girer.

    Peki o zaman bankalara niçin ayrıcalık tanınıyor?

    Eee, şimdi ne mi olacak? İş Bankası benim bu yazıma çok kızıp gazeteye reklamı kesecek. Gazete yöneticileri de buna çok bozulup beni kovacaklar. Aman ne korktum ne korktum.

    Engin Ardıç / Akşam

  3. Güzel Türkçe’mize en çok sahip çıkması gerekenler iletişim sektörü çalışanları diye düşünüyorum.. Onlar dikkat etmedikten sonra sokaktaki adam ne yapsın ki ..

Yorum Yapın